Salı, Şubat 27, 2007

BU BLOG'DA SÜRESİZ
BOYKOT
BAŞLAMIŞTIR!


*BOYKOT1 --> Sarmaş dolaş gezen çiftleri...
*BOYKOT2 --> +18 ve benzeri ikonlu yayınları...
*BOYKOT3 --> Bunu neden ediyorsam anlamadım...
*BOYKOT4 --> Salak insanların cin gibi gözükmeye çalışmalarını...
*BOYKOT5 --> Amerikan mallarını... (Ki ekmeğimi bunlardan kazanıyorum...)

*BOYKOT6 --> Türban ve dini siyasete alet edenleri...

EN ÖNEMLİ BOYKOT

SANTUR diğdem hanımı da yarın yanıma gelmeyişinden dolayı boykot ediyorum!


YA SİZ NEYİ BOYKOT EDİYORSUNUZ?

BİLDİRİN...

SÖYLEYİN...
YAZIN...

YORUM YAPIN...

AMA

SESSİZ KALMAYIN...!

Pazar, Şubat 25, 2007



Yardım severlik ödülünü kazaanaaaaaannnn.....




And The Oscar Goes To.....



๏ кокорεlli wα†αѕнε ๏

Perşembe, Şubat 22, 2007

FIKRA....

Dokuz ya$indaki oglan cocugu elinde raket, gozunu pencere camina konmu$ ciftle$mekte olan sineklere dikmi$..

- "Anneee!!" diye cagirmi$..

"Sineklerin erkegi olur mu?"

- Anne bu masum sorudan kuskulanmadigi icin

"Olur yavrum.." cevabini verince, oglan sorusunu ikilemi$

- "Peki sinegin di$isi olur mu?"

Kadin o zaman sorularin cetrefilli bir yere gidecegini sezip, yan cizmi$.

- "Olmaz evladim.."

Oglan aradigi cevaplari alinca elindeki raketi hirsla sineklerin uzerine yapi$tirmi$.

"I...ler... :))))))
Niye öpersiniz?

Fransiz erkegine sormuslar. "Kadinin elini niye opersiniz?" diye.
Fransiz cevaplamis: " Kadina saygi duyarim. Erkek ile bir butunu tamamlar."

Alman erkegine sormuslar. "Kadinin elini niye opersiniz?"
Alman cevaplamis: "Kadin kutsaldir. Hayatin devamini saglar, dogurur."

Turk erkegine sormuslar. "Kadinin elini niye opersiniz?"
Turk erkegi cevaplamis: " Bir yerden baslamak lazim! "......:)
Hey gidi günler heeey...!!!
Simdilerde sairin tabiri ile yolun yarisina gelmis olan nesil, cocuklugunu ya da ilk ergenlik yillarini 1982, yani Özal öncesi yasamis kisiler. 30 ile 40 yaslari arasindaki Türk insani üzerinde, yasadiklari dönemin çok büyük etkisi olmustur. Onca olumsuzluga, onca yokluga ragmen o yillara karsi müthis bir özlem tasir içinde. Özlem, çocukluk ya da gençlige midir yoksa o yillarin masumiyeti ve safligina midir bilinmez.Yil ya 78 ya da 79. Erkek kardesim bir- iki yasinda, ben ilkokuldayim.
Evimizin karsisindaki müstakil evde üniversiteli gençler yasiyordu ve ev arada sirada silahli kisiler tarafindan basiliyordu. Biz, kaza kursununa hedef olmamak için ailecek yerde yatiyorduk. Polis evlerde olur olmaz aramalar yapiyor diye, babam kütüphanemizdeki tüm sol içerikli yayinlari divandaki iki yatagin arasina sakliyordu. Yolda yürürken bile birileri sizi durdurup kimlik soruyordu. Her hafta sonu, evimizin duvarina yazilan yazilari boyuyorduk.
Okudugum ilkokulun kantininde simit ve Çamlica gazozu disinda bir sey yoktu, zaten o zamanlar çocuga haftalik vermek diye bir sey de yoktu.Gene de bakkala gidislerimde kalan para üstlerini haftalarca biriktirip, tüpte sokella aliyordum. Onca zaman para biriktirilerek alinan ve bitmesin diye gidim gidim yenen o tüpte sokellanin tadini hala hiçbir seyde bulamiyorum.
Ben sansliydim, babam denizciydi. Seyir dönüsleri bana envai çesit oyuncak getiriyordu Avrupa'dan. Ama o zamanin çocuklari bile bir tuhafti, ben mahalledekilerle paylasmayinca o oyuncaktan da zevk almiyordum.
Hala gazoz kapaklarini tasla düzeltip, bugünün TASO'larina benzeyen Seyler yapiyordum. Dokuztas, misket, kukali saklambaç, hele o "en de tura bir iki üç güzellik", unutulur gibi degildi.
İnsaatlardan sökülen pasli çivilerle oynanan topraga çivi saplamaca gibi tamamen yoklugun tetikledigi yaraticilik örnekleri. Sokaklar bizim, dert yok, tasa yok, oyuncak yoktu, olsa da devir hesap devri alacak para yoktu ve eglence yaraticiligimiza kalmisti. Yaz günleri, sabahtan aksama kadar sokaktaydik. "Sokaga Çikmak" diye bir deyim vardi.
Hayat o kadar güzeldi ki, ilk askima dört yasinda vurulmustum. Net hatirladigim bir sahne var: Adi Yalin. Babasi ona iki tekerlekli bisiklet almis ve bana "Yarin seni de bindirecegim" diye söz vermisti. Bindim mi? Hatirlamiyorum, sonra tasindilar mahallemizden. İkinci askim, alt katimizda oturuyordu. Bir gün incir toplayacagiz diye, Çengelköy sirtlarinda kaybolmustuk birlikte. Diyarbakirli Kürt bir Karpuzcumuz vardi. Sali Cuma karpuz, kavun getirirdi kamyonla. "Kavun ye bal ye" diye bagirirdi. Hakikaten de o kavun bal gibiydi. Hele o zamanin çilekleri, bir reçel kaynadi mi, degil apartman mahalleyi sarardi o nefis çilek kokusu.
Reçel yapilacak çilek neredeyse bir gün boyunca bes alti kez suyu degistirilerek kovalarda bekletilirdi topragi çiksin diye. Üstelik suya da rengi geçmezdi.S imdi çilekler toprakta yetisiyor ama topraga degmeden büyüyor. Belki de o yüzden ne tadi var ne de kokusu. Siyah beyaz ve tek kanalli televizyon, küçücük parmaklarimizin arasinda kaybolana dek biçakla yontulan kalemler -ki kalemtiras kullanmak israfti, siniflardaki çöp kovasi onu kalem açma kuyruklarini unutan var mi?
Plastik ilkel beslenme çantalari ve okula götürülmesi yasak olan muz. Hele iç içe gecen halkalardan olusan ve her zaman akitan o plastik bardaklar, kâbusumdu benim. Uçlu kalem geldiginde memlekete, uzay mekigi gibi bakmistik ve onun ucu da uzay mekigi firlatma rampasi gibi kavrardi kapkalin kalem uçlarini. Bunlarin her biri güzel birer ani, 30 lu yillarini sürenler için. 40 li yillarini sürenler için o dönem, terörle özdes. Zira çogu Üniversiteyi ya zar zor bitirdi, ya da ayrilmak zorunda kaldi. 50 üzeri için ise hatirlanmak bile istenmeyen günler. Çünkü onlar çocuk okutmak ve yasam mücadelesi vermek zorundaydi, onca yokluga, parasizliga ve kardes kavgasina ragmen. Sadece çocuklar o yillarin tadini çikardi, sadece çocuklar mutlu ve umarsizdi ve sadece çocuklarda hatirlanasi güzellikler birakti.
O dönemin çocuklari, simdi çocuk yetistiriyor. Sahip olamadiklari oyuncaklarla dolu çocuklarinin odalari. Yedikleri dayaklarin inadina seslerini bile yükseltmiyorlar çocuklarina. Dizlerinden, dirseklerinden yara kabugu eksik olmayan o zamanin çocuklari, cocuklarindan kan alinirken fenalasiyorlar. Ancak hava karardiginda ve babasi isten geldiginde eve giren simdinin ana babalari, çocuklarini kapi disari çikaramiyorlar, zaman zaman hakli sebeplerle. Annelerinin bir bakisi ile mum kesilen, aksama babana söylerim tehditleri ile büyümüs o çocuklar, bugün kendi çocuklarinin psikolojisini bozar diye HAYIR bile diyemiyorlar.
O zamanin çocuklarinin, simdiki çocuklari doyumsuz, çogu bilgisayar basinda patates cipsi yedigi için sisman, hepsi zehir gibi akilli ama onca imkâna ragmen okulu pek azi seviyor. Çelik çomagi, kukali saklambaci ve hatta uçurtma uçurtmayi bilmiyor. Onlarin uçurtmalari marketlerde hazir yapilmis olarak satiliyor ve babayla bir Pazar günü saatlerce ugrasarak uçurtma yapmanin zevkini ve yesil tepelerde uçurtma uçurmanin tadini bilmiyorlar. Okulun açilacagi haftanin öncesinde önceleri zevkle baslayan ama sonra iskence halini alan, defter kaplamanin ne demek oldugundan habersizler, defterlerin kaplanmaya ihtiyaci yok çünkü. Kâgit onlar için burusturulup atilabilecek bir sey, defterden kâgit koparmanin nasil olup da YASAK olabilecegini akillari almiyor.
Hiç dut silkelemediler, bembeyaz çarsaflara ve hiç incir agacinin ince dalina basip yuvarlanmadilar komsunun bahçesine.
Mutlular mi?
Umarim öyleler. Peki, çocukluklarini bizler gibi, özlemle anacaklar mi?Umarim...
Alıntıdır...
"2010 İstanbul kültür kenti afiş yarışması birincisi"


Çarşamba, Şubat 21, 2007

"Yalnız Bir Sarışın Kurt"

Attilá İlhan’ın, Cumhuriyet’in ilanının 75. yıldönümünde film yapılmak üzere yazdığı senaryo, ölümünden sonra roman olarak yayımland.

"O Sarışın Kurt" isimli kitaba giriş yazan romancı Selim İleri’nin ifadesiyle "görsel roman" niteliği taşıyan metinde, 1920’den, İzmir Suikastı’na kadarki çalkantılı dönem anlatılıyor.
Cumhuriyet'in ilánının 75. yılı vesilesiyle Atatürk hakkında uluslararası bir film projesi için kollar sıvandığında, filmin senaryosunu yazma görevi, doğal olarak Atillá İlhan’a düşecektir. Daha önce de bu konuda çalışmaları olan Attilá İlhan, oturup "O Sarışın Kurt" isimli senaryoyu kaleme alacaktır. Ne var ki, çeşitli nedenlerle uluslararası Atatürk filmi projesi rafa kaldırılmış ve senaryo da ortada kalmıştır. Bunun üzerine Attilá İlhan, senaryoyu roman haline getirmeye karar verir.


Ölümünden sonra yayımlanan, "Gazi Paşa"nın devamı niteliğinde olacaktır bu roman. 1920’den başlayıp İzmir Suikasti ile son bulan romanı, bir üçüncü cilt takip edecek ve burada da Atatürk’ün ölümüne kadar olan dönem anlatılacaktır. İlhan’ın 2005 yılında ölmesi üzerine her şey yarım kalır. Ölümünden sonra, Yayınevi’ne teslim ettiği "Gazi Paşa" yayımlanır önce. Arkasından da, önemli bir kısmını romanlaştırdığı ama bir kısmı hálá senaryo halinde bulunan "O Sarışın Kurt" gelir gündeme. Son derece simatografik unsurlar barındıran romanla senaryo arası kitapta, Attilá İlhan’ın Mustafa Kemal’e ilişkin bütün fikirlerini bir arada bulmak mümkün.
YALNIZLIĞI NE BİLİRSİN

Hiç kuşkusuz, bize anlatılanlardan farklı bir Mustafa Kemal portresi var karşımızda. Özellikle, Mustafa Kemal’in Fikriye Hanım ve Látife Hanım ile olan ilişkileri, bambaşka bir perspektiften ekseninden tasvir ediliyor.

"Paşa, odada gidip gelerek soyunmaktadır; Látife ona ilgisiz görünür, bakışları hálá pencerede, sigarasının dumanları, halka halka, başının üstünde yükseliyor (...) Mustafa Kemal Paşa, Látife’ye dönerek, dargın bir sesle: -’...demek küçük hanım, yalnız kalmayı sevmiyor...’ Látife, hemen cevap vermez, sonra: -’...yalnız kalmayı severim... yalnız bırakılmayı sevmem. Paşa!’

Gázi gözlerini kısarak, karısına bakıyor; sırtına, gecelik niyetine maşlahını giymiştir, durgun ve dargın camlara yürüyor; mehtap aydınlığı ünlü profilini yaldızlamıştır; ona mı, kendi kendisine mi olduğu anlaşılmayan bir tarzda, kederli ve dargın konuşuyor: -’...yalnızlık mı? Onu sen ne bilirsin, çucuk!... ne demek olduğunu, bana sor..." (O Sarışın Kurt, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s.422)

Girişini yazdı

Bugün artık olgun bir romancı olan Selim İleri’yi edebiyat dünyasıyla tanıştıran, ilk yazdıklarını okuyup yüreklendiren ve yönlendiren kişi Attilá İlhan’dı. Selim İleri de, yine Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları arasında yayımlanan ve ünlü şairin hayatını anlatan "Nam-ı Diğer Kaptan, Attilá İlhan’ı Dinledim" isimli kitapta bütün bunlara değinmişti. İleri, sadece Attilá İlhan ile değil, bütün İlhan Ailesi ile de yakın dosttu. Son kitabın girişini de Selim İleri yazdı.

(Sefa Kaplan / Hürriyet)

"YENİ BİR ŞEY ÖĞREN"


faydalı zaman geçirtici olabilir bu.
" THE NUMBER 23"


jim carrey, eternal sunshine of the spotless mind ile beni bayağı bir şaşırtmıştı. sulu zırtlak komedi tarzından sonra oradaki rolüyle hayran kalmıştım, ama bir seferlik bir denemeydi herhalde demiştim. bu yüzden the number 23 çok şaşırttı beni. gerilim filminde dövmeli, sert ve çok az gülümseyen bir jim carrey hakikaten ilgimi çekiyor.
Yönetmeni de Joel Schumacher olunca kötü birşey olabileceği pek aklıma gelmiyor. filmin konusu kısaca okuduğu bir kitapla birlikte 23 sayısına takıntılı hale gelen walter sparrow ve başından geçenler sanırım. herhangi bir ayın 23'ünde girmesi fiyakalı olacaktır ve de yaban ellerde 23 şubat'ta giriyor gösterime sanırım. 2 mart'ta geliyormuş buralara.. ayrıca en derin ve karanlık takıntılarını paylaşan youtube kullanıcılarından şanslı 23 tanesinin itirafı resmi sitede yayınlanacakmış..

Salı, Şubat 20, 2007

"Natalie PORTMAN"




Sevgili MADA, sana kesinlikle katılıyorum ve bu güzelliği tüm arkadaşlar ile paylaşmak istiyorum :)
Saygılarımla...
LINKOLOG
"Gerçek D.b. Cooper'la tanışın"
ilk sezonda tam işin ucunda havlu atan prison break karakteri d.b. cooper'ın gerçekten var olduğunu biliyor muydunuz?
Peki FBI'ın yakalayamadığı tek hava korsanı olduğunu biliyor muydunuz? ve cooper'dan sonra 3 başarısız uçak kaçırma teşebbüsünden sonra boeing 727'lerin arka kapılarına uçuş sırasında açılmalarını engellemek için "cooper vane" adlı bir parçanın eklendiğini biliyor muydunuz? inanmayanlar buradan buyursun.
Ah engin vah engin!!!! yaptın yine yapacağını... :)
Arkadaşlar işte sizlere yine uzun süren araştırmalar doğrultusunda müthiş bir site daha sunuyorum.


Yapmanız gereken sitenin sol tarafındaki harflere göre sayfalandırılmış olan grup/kişi baş harfine göre istediğiniz tüm grup/kişilere ulaşabilirsiniz.

Not: Dosyalar "*.mid" formatındadır.

Saygılar
LINKOLOG :)
"KELTOŞ BRITNEY"
Z.PELIN hanım' ın dikkatine...

İnanmamıştınız ama VIDEO ile misilleme yapmak durumunda kaldım :)

İşte uzun zamandır aradığım mükemmel arşive ulaştım sonunda :)

Hepinizin çok ama çok hoşuna gideceği ve sizlere biraz nostalji kokutacak olan bu çok eski animasyon ile başbaşa bırakıyorum...




Pazartesi, Şubat 19, 2007

"KELTOŞ BRITNEY"


NOT: Fotolarda dikkatinizi cekecek birşey görebildiniz mi?
ATV PRO'da 4.HAFTADA Tun© KARDESIMIN 2.OLDUGU SARKI


Yine ikinci Yine 2...Aslanım benim..yine 2. sin mükemmel ve yürekten tekrar tekrar seyredin...Şarkıyı mükemmel ve en iyi şekilde yorumlayarak hepimizi gururlandırdı...



Sonuna kadar yanındayız, Haftaya 1. olacaksın TUNCH'um...
"KAMPANYA"

"VEREMLE SAVAŞ"


"EVRENDE AŞKIN TANIMI"

"AŞK"
"PLOTONİK"
"MANTIK"



Pazar, Şubat 18, 2007

"KİŞİSEL PUL"
Ah güzel ülkem adama demediğinizi bırakmadınız, yollarda dövdünüz, davalar actınız. Şimdi resmi bir sitede kendisini halka örnek olarak resminimi koyuyorsun... wah wah waaah ....
Züeppersiniz yaa hakikatten ZÜÜÜPPERRRR :)
"İşte hukuksuzluğun belgesi"




ZORBALARIN ZORLA ELDE ETTİKLERİ GÜCÜ KAYBETME KORKUSUYLA YAPTIKLARI ZULÜMDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL.KORKMAKTA HAKLISINIZ AMA SUTURMA HAKKINIZ ASLA YOK, KORKUNUN DA ECELE...
YAZIKLAR OLSUN....

Cuma, Şubat 16, 2007

Merhabalar, bugün itibari ile 200 post'a ulaşmış bulunmaktayım :)
offf bee 200 dile kolay :)
*** Yani 2x100=200 ***
*** Yada 4x50=200 ***
why why whyyyy nereden nereyeeee...
Başladığımda okadar acemiydim ki (gerçi halen acemiyim) anlatamam!!!
Bu post ta 201 ;)
KAPAK OLSUN
Beğenen de sağ olsun beğenmeyen de...!!!
Her konuda yorumlarınızı tarfıma bildirmenizi şiddetle rica ederken
Aşağıdaki tüm dostlara teşekkürü bir borç bilirim
E*K*M*E*K K*A*P*I*S*I
D*O*S*T*L*A*R*I

NOT: Sn. müdürüm ERULKE'ye herkezin huzurunda şimdiden ÖZÜR DİLİYORUM :)




17000 USD verilerek edinilmis arabaya 7000 USD verilerek edinilmis plaka:))
Deger mi? Fazlasiyla hemde :)))
Alıntıdır...
" TİRYAKİLERİN DİKKATİNE"

Doğduğunuzda hangi parça hitmiş hadi bir bakalım

Perşembe, Şubat 15, 2007


Sizce JAPON'lar zekiliklerini buna borçlu olabilirler mi?

‘O’ an Fotoğraf Sergisi...
Metrocity Alışveriş Merkezi, önemli bir sergiye evsahipliği
yaptı: ‘O’ an Fotoğraf Sergisi...


İSTANBUL - NTV’de yayınlanan ‘Ve İnsan’ programında ‘O’ anlar başlığı altında yayınlanan haber fotoğrafları, NTV’nin 10. yıl etkinlikleri çerçevesinde, kitaplaştı. Kitabın tanıtımı, İstanbul Metrocity Alışveriş Merkezi’nde açılan ‘O’ an sergisiyle yapıldı. Sergi, 17 Kasım’a dek açık kaldı.
NTV ekranlarında izlediğimiz ve Oğuz Haksever’in sunduğu ‘Ve İnsan’ programında yer alan ‘O’ an bölümüyle aynı adı taşıyan sergide, dünyanın dört bir yanından fotomuhabirlerinin objektiflerinden tarihe ışık tutan fotoğraflar yer alıyordu.‘O’ an sergisinde, 3,5 yıldır programda kullanılan yaklaşık 4 bin fotoğraftan, Oğuz Haksever ve Bahar Ünsal’ın seçtiği 71 kare vardı.“Dünyadan 128 fotoğrafla yüzler, ülkeler, olaylar” Faruk Eren’in editörlüğünde hazırlanan ‘O’ an kitabında ise, metinler Oğuz Haksever tarafından kaleme alınmış; fotoğraf editörü Bahar Ünsal.“Dünyadan 128 fotoğrafla yüzler, ülkeler, olaylar” üst başlığıyla Doğuş Grubu İletişim Yayınları tarafından basılan değerli kitabın görsel tasarımı ise Ayhan Koç’a ait.
****************************************
****************************************
‘O’ an kareleri...